HOMEROS VE TROİA GERÇEĞİ


19/9/2007 · Kategori: mitoloji

HOMEROS VE TROİA GERÇEĞİ

Homeros gayet iyi görüyordu ve İliada'yı avucuna yazdı! Arkeolojik kazılar ve metinler üstünde yapılan son araştırmalar, tarihte en çok tartışılan ozana ve Troia'nın düşüşüne ilişkin gerçekleri aydınlatıyor. Bilim insanları ve edebiyatçılar, İliada efsanesinin gerçekleri anlatmayan bir masal olduğunu düşünüyorlardı. Troia'nın yerinin 19. yüzyıla dek bulunamaması bu kanıyı güçlendiriyordu. 1870'te, Heinrich Schliemann, Çanakkale'de Hisarlık Tepe'de kazılara başlayıp da Troia'yı ortaya çıkardığında çok şey değişti. Bir kez daha, efsanelerin gerçeklerden yola çıkan abartılı anlatılar olduğu anlaşıldı.

Ancak, bir efsane bir türlü çözülemiyordu: İliada ve Odysseia destanlarını yazdığı düşünülen ozan Homeros'un hayatı... Kendi döneminden yüzlerce yıl önce yaşanmış olayları yazan ozanın kimliği de, efsanevi bir kültür kahramanının ardına gizlenmişti. Bilim insanlarıHomeros gizemini aydınlatırlarken, yine destanlara, Troia ve ona saldıran kent-devletlerinde yapılan kazılarda elde edilen bulgulara başvuruyorlar. İşte, dünyanın belki

de en ünlü edebiyatçısının yaşamöyküsü, günümüze aktardığı tarihin sislerinde saklı.

 

TROYA SAVAŞI

Türkiye'mizin güzel ili Çanakkale'nin topraklarından tarih fışkırıyor desek yalan olmaz. Özellikle, İlk Çağ boyunca çok yoğun yerleşimler kurulan Çanakkale Boğazı ve hinterlandı,stratejik konumu nedeniyle dünyanın en büyük iki savaşını yaşadı: Çanakkale ve Troia savaşları (batılıların bildiği dünya kadarıyla, ilk dünya savaşı olduğunu söyleyebiliriz). M.Ö. 13. yüzyılda, Yunanistan'dan yola çıkan binlerce Akha, göç ve ticaret yollarının üstündeki bu kavşağı ele geçirmek istemişti... Başardılar da. Ortadoğu, Anadolu ve Avrupa'nın tarihim değiştiren Troia Savaşı'na ve destanlara ilişkin somut

bilgileriyse, Alman araştırmacı Eberhard Zangger derliyor. Akdeniz'den Mezopotamya'ya uzanan bir savaş senaryosu bu. Bir yanda, Hititler ve Mısırlılarla bağ-laşıklık kurmuş Akhalar,öte yanda Libyalılar ve Asurlularla müttefik Troialılar var. Eberhard Zangger, çok sayıdaki farklı tarihsel kaynaktan yola çıkarak teorisini sınamış. Zannger'e göre, Ahhijawa (Yunanistan), Anadolu'daki Hitit egemenliğini kırmak için 22 Batı Anadolu kentdevletiyle

birleşmişti. Mısır kaynakları ise, batıyı tehdit eden güce Asija diyordu. Çanakkale Boğazı'nı kontrol eden Troia, Asya ve Avrupa arasında bir köprüydü. Üstelik, Gürcistan aracılığıyla Kafkasya ticaret yollan ve Karadeniz'e dökülen ırmaklar aracılığıyla da, Kuzeydoğu ve Doğu Avrupa rotaları hep Troia'da kesişiyordu (Afganistan'dan getirilen kalay, devrin tunç silahlan için vazgeçilmez bir hammaddeydi). Tübingen Üniversitesi'nden Manfred Korfmann, yürüttüğü kazılarda önemli bulgulara ulaştı: Troia savaşı dönemindeki Troia surları, Schliemann'ın I870'te açığa çıkardığı sınırlardan daha büyük bir bölgeyi kaplıyordu. 20.000 metrekarelik köy, 300.000 metrekarelik bir kent olmuştu. Gerçi Korfmann, Zannger kadar

atılgan değildi. Bir dünya savaşı senaryosuna inanmadan önce somut kanıtlar arayışındaydı. Keşfini resmen ilan etmemesinin nedenlerinden biri, manyetometrelerle saptanan sur hatlarının, henüz kazılarak gün ışığına çıkarılmamış olmasıydı. Ama artık günümüzde pek çok soru, rahatlıkla sorutabiliyor. Alman arkeologların çalışmaları işte bu yüzden önemli: Hektor, Akhilleus, Agamemnon, Hele-na... İliada'nın kahramanları gerçekten yaşadılar mı? Troia Savaşı oldu mu? Gerçek payı ne? O çağa ait biricik ipucumuz, son derece karmaşık olan İliada ve Odysseia destanları: gerçeği öğrenmek, Homeros'u çözmek demek. Homeros Kim? Antik zamanlardan kalma yedi biyografinin yedisi de yetersiz. Homeros'un nerede doğduğunu bilemiyoruz: Semadirek mi, Atina mı, Sakız Adası mı, Argos mu, Rodos mu?..

En sorunlu yanlardan biri de savaş taktikleri... Bir çeşit ağır piyade tabur formasyonu olan ve yüzyıllar sonra, Roma lejyonlarına öncelik edecek falanks düzeni (phalanx) M.Ö. 7. yüzyılda geliştirilmişti. Oysa, M.Ö. 1300'ü anlatan İliada, Troia falankslarından söz ediyor. Ayrıca İliada, Homeros'un Anadolulu olduğunu çağrıştırıyor. Eğer o yazdıysa, İon yazım tarzında bir eser vermiş. Homeros'un yaşadığını yadsıyan ilk kişi Gian Battista Vico oldu. 1730'da, İliada ve Odysseia'ııın yüzyıllar boyunca pek çok kişinin elinden çıktığını söylüyordu.

Destanların bölümlerinin arasındaki vezin ya da anlatım farklılıklarını ve kültürel ayrıntıları kanıt olarak sundu: Efsaneler sözlü gelenek devrinde yaratılmış ve zamanla yazıya geçirilmiş olmalıydı. Pisa Üniversitesi Yunan edebiyatı doçenti Vincenzo di Benedetto, "Ben, Homeros'un bir ozan olduğu görüşünü destekliyorum" diyor; "Yani, İliada'ya dikkate değer sayıda kişisel buluş katmıştır." Benedetto, yazdığı Homeros'un Laboratuvarında adlı kitabında (Einaudi) görüşlerini ayrıntılarıyla açıklıyor: "Şiirin değişik kısımlarının birbirine karşılık gelmesi temel bir nokta; örneğin bazı cümleler tekrarlanıyor,

ama belli anlatım gereksinimleri tarafından belirlenen kesin varyasyonlarla: Patroklos'un ve Hektor'un gömülüşü, Paris'le Menelaos ve sonra Hektor'la Aias arasındaki düellolarda aynı şey gözleniyor.

           

Daha da önemlisi, Homeros, karşılıklı yengi ve yenilgilerin yaşanmasını sağlamak istiyor; çünkü, onu ilgilendiren sadece savaşın boyutları ve karşıtlıklar değil. Hepimizin başına gelecek ölüm teması" da önemli. Bu edebiyat oyunu, çok gelişkin bir edebi kimliğin eseri olmalı: "Böylesi, sırf sözel mirası doğaçlamayla iyileştirerek kesinlikle elde edilemezdi. Mutlaka, önünde geliştireceği bir metin olmalıydı" diyor Benedetto. "Homeros'un kör olma ihtimalini de dışarıda bırakıyorum: Gerçekliğin bütün tonlarını betimleyen bir gözlemciydi o.

Kör ozan geleneği, ilkel kültürlere özgü, ufak tefek olma ve tanrısal esinlenme kalıplarından ileri geliyor." Etten Kemikten Kahramanlar Homeros yaşadı ve İliada'yı avu-cuna yazdı (Troia Savaşı'ndan 500 yıl sonra yazmıştı). Peki, bilgisayar kayıtlarının olmadığı bir çağda, böyle eski olayları aslına uygun anlatabilir miydi? Chicago Loyala Üniversitesi Eski Çağ topografısi doçenti Valerio Manfredi, "Bunu sınama yöntemleri var" diyor: "Sözgelimi Aias'ın kalkanı, bir Miken kalkanı: Miken saraylarında resimlenmiş sekizgen şekilli bir eşi,

gerçekten yedi kat öküz derisinden imal edilmiş." Bu tip bir kalkan resmi, Mykenai kazılarında çıkarılan bir hançere de işlenmişti. Bir başka kanıt, Odysseus'un Merion'dan ödünç aldığı tolga: Homeros'un tasvirlerinden hareket edenler bunun nasıl imal edildiğini anlamıyorlardı; ta ki, bir Miken mezarında bulunana dek: Miğfer, bir keçe başlığın üzerine takılan, iç içe geçirilmiş yedi fildişi çemberden oluşuyordu ve yanaklıkları vardı. Ayrıca, İliada'da, savaşçılar birbirlerine ağır kayalar atıyorlar. Tarihçiler bunun çok eski bir yöntem olduğunu ve daha sonraları ortadan kalkmış olabileceğini belirtiyorlar. Demek Homeros, eski savaşları bilerek yazılarına katıyordu. Manfredi şöyle açıklıyor: "M.Ö. 7. yüzyılda, Miken savaş arabası, geçit törenleri hariç kullanılmıyordu. Homeros da bunu nasıl yazacağını bilememiş: Kahramanları savaş meydanına arabalarıyla çıkarken betimliyor (sanki taksiye binmişler); sonra, inip yaya dövüşüyorlar.

" Gerçekte Neler Oldu?

1800'lerin sonunda, Troia'yı bulan Heinrich Schliemann, Tiryns ve Mykenai'yi kazdı. Bunlar, Homeros'un değindiği başlıca Yunan kentleriydi. Nihayet, çok eski buluntular elde edilmişti. Napoli'de yaşayan Ege arkeolojisi doçenti Vassilis Aravantinos, "Mykenai mezarlan M.Ö. 16. yüzyıla uzanıyordu ve savaşın önceliydi" diye açıklıyor. "Bu mezarlarda bulunan ünlü altın maskenin Agamemnon'a atfedilmesi de geleneksel bir yaklaşım: Schliemann'ın elinde

yazıtlara dayanan hiçbir kanıt yoktu: Sakallı çehrenin ciddi ve soylu bir ifadeye sahip olmasını temel almıştı." En büyük keşif, Mikenlerin Linear B yazısının çözülmesiyle yapıldı. Kıbrıs'ta, M.Ö. 300'e dek kullanılan benzeri bir hece yapısını ele alan Michael Ventris, 1952'de, Miken alfabesini çözdü. Artık Knossos, Pilos, Teb ve diğer kentlerdeki binlerce tableti okumak mümkündü. Bu tabletlerde saray hazinesinin, sarf malzemelerinin, ticari el değiştirmelerin, komşu krallara verilen armağanların kayıtları tutuluyordu. Miken

kralı büyük bir yöneticiydi ve bütün topluluğun hayatını sürdürmesini sağlıyordu.

Söz konusu tabletlerde Homeros'un değindiği isimler de geçiyor: Achireu (Akhilleus), Ecotoro (Hektor), Eveocle (Heteokles)... Her ne kadar, İliada'nın kahramanlarının adları olmayabilirse de; bunlar, eskiden yaşamış Akhaların isimleriydi.

Troia'nın yeriyse, hemen hemen kesin olarak tespit edildi: Çanakkale yakınlarında, Troas

bölgesinde, İntepe bucağı Tevfikiye (Asarlık) köyü civarında, Hisarlık mevkiinde, Küçük Menderes (Skamandros) ve Dümreli (Simoeis) çaylarının arasında yer alan antik bir kent. Uzun süredir, on katlı kent kazılarında, Homeros'un anlattığı Troia'nın hangi katmanda olduğu bilinmiyordu. Buna rağmen, Korfmann'ın manyetometresinin saptadığı surlardan yola çıkarsak; VI. tabakanın, İliada'nın Troia'sı olduğunu kabul edebiliriz. "Hem Yunanistan hem de Türkiye'de yapılan kazılar çerçevesinde şurası kesin ki; Troia Savaşı zamanında, Doğu Akdeniz havzasında koine; yani, hem Peloponnesos Yunanlılarının hem de Küçük Asya

kıyıları sakinlerinin ve hatta, Hititlerin dahil olduğu homojen bir kültür vardı. Bu yüzden, Homeros'un savaşı, o zamanlarda boğazların denetimini ele geçirmek için yapılan pek çok savaştan biri olabilir" diye ekliyor Aravantinos. Manfredi ise şu sözlerle tamamlıyor: "Yunanlılar, M.Ö. 8. yüzyılda, batıyı kolonileştirmek için yola çıktıklarında (böylelikle Büyük Yunanistan olarak gelişeceklerdi); en çok değer verdikleri şeyleri

yanlarında götürmek istediler: anayurtlarının anıları ve atalarının kültürleri... Dolayısıyla, tam da o dönemde yaşayan Homeros, bunları yazıya dökmüş olabilir."

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : troya, savaş, gerçek, mitoloji

ANTİK YUNAN


19/9/2007 · Kategori: mitoloji

ANTİK YUNAN

MİTOLOJİSİ VE

TROİA

Platon "dadı masalları" diyordu; ama

felsefesini, diyaloglarda efsanelere

başvurarak açıklıyordu. Kuşaktan kuşağa

aktarılan Yunan efsaneleri dünya

tarihinin bir parçası.

ZEUS AİLESİ

Su Yunan tanrıları tıpkı pembe dizi kahramanlarını andırıyor! Kaprisliler, kavgacılar, alınganlar... Entrika çeviriyor, yalan söylüyor, taraf tutuyor, birbirleriyle savaşıyorlar. Onları ilk bakışta çok çarpıcı, gerçekçi ve güçlü kılan da bu özellikler: Yunan tanrıları insanların bir türevi. Son birkaç yılda, Yunan tanrılarının Yunan tarihinin ipuçlarını taşıyıp taşımadığına ilişkin kuşkular belirdi. Bazı tarihçiler, efsanelerin hep tarihi ve siyasal gerçekliği sakladığını vurgulayan diyalektik materyalist bakışı reddediyorlar. Destanların insanoğlunun düşünsel evriminin aynası olduğunu savunuyor, tarihin dolaylı yollardan işlendiğini öne sürüyorlar. Biz de, destanlar ve tarih ilişkisinin eklektik bir yapı sergilediğini göstermeye çalışacağız. Eskiler, tanrıların efsanevi savaşımlarının antik Yunan tarihine ışık tuttuğunu söylüyorlardı. BirYunan devleti komşusunu ele geçirdiğinde, toplumsal bütünlüğü sağlamak için onun tanrısını panteonuna katabilirdi: Zeus'un evlenmesi veya kız babası olması bunu örnekliyordu. Öyle ya! Troia Savaşı'nı anlatan İliada'da tanrılar çarpışıyor; Athena Akhalara ve Apollon Troialılara yardım ediyor. Acaba bu, ataerkil Hint-Avrupalı ırkların, anaerkil düzenin yerini almasının bir işareti mi? Padova Üniversitesi eski dünya dinleri doçenti Paolo Scarpi, farklı bir varsayım ortaya koyuyor: "Mitolojik anlatılar somut bir geçmişten devşirilebilirse de, sıradan olayların kayıtlarından ibaret değildir. Efsanelerin başka bir işlevi daha vardır: Gerçekliğin yapısını ve insanın bu gerçekliğe nasıl oturduğunu, belli bir halka ait düşünceler sistemi oluşturarak açıklamak..." Kökenler Yunan efsanelerini ilk birleştiren Hesiodos'tur (M.Ö. 8.-7. yüzyıllar). Bir Anadolu göçmeninin oğlu olan Hesiodos, yüzlerce yıllık Yunan sözel geleneğini düzene sokmuştu. Hesiodos'un anlatılarını yorumlayan Robert Graves (1895-1985), Yunan tanrılarının efendisinin bir erkek değil, kadın olduğu sonucuna vardı. Graves, arkaik Akdeniz kültürlerinde ortak bir anatanrıça kültünün belirleyici olduğunu düşünüyordu.

 

Akdeniz havzasının anatanrıçaları çeşitli kimliklerle ortaya çıkmıştı: Eurynome, Gaia, Hera,

Aphrodite... Eurynome, az tanınan bir tanrıça olmasına karşın önemliydi; çünkü evreni yaratmıştı. Tıpkı Aphrodite'nin köpükten doğması gibi, Kaos'tan çırılçıplak çıkıp gelmişti. Denizi gökyüzünden ayırmış olan Eurynome, "önde gelen bir ana-tanrıçadır" diye belirtiyor Scarpi. "Hera, Aphrodite, Artemis ve Demeter'in de kendine özgü birer kimliği var."

Yunan mitolojisinde, Gaia, Kaos'un karşısında durarak dengeyi ve düzeni koruyor (Kaos'tan Gece ve Yeraltı Karanlığı doğmuştur). Gaia'ya toprak ana denirdi. Tıpkı Demeter ile Persephone gibi, tarımla ve yeraltıyla ilişkiliydi (bir khthonid tanrıçaydı: khthon Yunanca toprak demek). Demeter tahılların ekilmesini çağrıştırıyor ki, Yunanlılar için bu, insanı 'uygar' kılan şeydi. Yaratılışı Çözümlemek Gaia, Eros'un yaratıcı enerjisi sayesinde, kendi başına Uranos'u (Gök) ve Pontos'u (Sular) doğurdu. Uranos'un

bizzat Gaia'dan olma çocuklarıysa, 6 Erkek Titan ile 6 Dişi Titan, 50 başlı ve 100 kollu Hekatonkheirler ve Kykloplardı. Gaia ve Uranos huzurlu bir evlilik sürdürmediler: Uranos, karısını boyunduruk altına aldı ve titanları doğurmasını engelledi (onları toprak altına hapsetti). Gaia ile Uranos'un fırtınalı ilişkileri, Hellenlerin Kuzey Yunanistan'ı işgal ettiği dönemi anlatıyor olabilir. Büyük olasılıkla bir Hint-Avrupa ırkı, anaerkil Yunanlıları ataerkillikle tanıştırmıştı. Tabi, Scarpi başka bir açıklama getiriyor: "Bu, Johann Bachofen'in 1800'lerden kalma teorilerini temel alan bir yorum. Bachofen, anaerkilliğin ataerkillikten önce geldiğini düşünüyordu. Oysa, gerçekten böyle olduğuna ilişkin hiçbir kanıt yok." İkinci Yunan tanrıları kuşağı Gaia'nın çocukları olan titanlardı. Titanlar yeraltında (Tartaros,

Cehennemlerin "atası") tutsaktılar. En küçük kardeşleri Kronos tarafından özgür bırakıldılar (sonradan Zaman'la özdeşleştirildi). Kronos, annesini Uranos'a karşı gelmeye zorlamıştı. Bir orak alan Kronos, babası Uranos'un cinsel organını kesip okyanusa attı. Böylece, döllenen köpüklerden aşk tanrıçası Aphrodite doğdu. Bu arada, Gaia'nın üstüne sıçrayan

kan damlalarından yeni devler oluşmuştu. Düşünce Tarihi Yukarıdaki özet, Yunanlıların Anadolu mitlerinden etkilendiğini gösteriyor: Hitit mitolojisinde Kumarabi (Kronos'un eşi), gök tanrısı Anu'nun (Uranos) cinsel organını ısırarak kopartır, yutar ve ardından hamile kalır.

İktidarın Uranos'tan Kronos'a geçmesi, Yunanlıların, Hellen istilacılara geçici olarak üstün gelmesini sembolize edebilir. Bazı araştırmacılar bu yaklaşıma katılmıyorlar: Scarpi'ye göre, "elbette, antik Akdeniz halkları arasında kültürel alışverişler" oldu; "ama efsanelerin izi belirlenemiyor. Aslında, tanrıların gelecek kuşakları (Yunan mitolojisinde üç kuşak) dünyanın oluşum aşamalarını, insanlar tarafından anlaşılabilecek şekilde tasvir ediyor. Titanların isyanı, tıpkı Zeus'un da sonradan onlara isyan etmesi gibi ve mitolojik olarak, evrensel bir düzenin kuruluş evrelerini anlatıyor." İktidar koltuğuna oturan Kronos, Titan kardeşlerini Tartaros çukurundan kurtardı. Onların yerine, Hekatonkheirler ve Kyklopları Tartaros'a attı. Kız kardeşi Rheia'yla evlenen Kronos, Uranos'tan kötü bir babaydı: Kimse yerini almasın diye, kendi çocuklarını acımasızca yiyip yutuyordu. Kronos efsanesi, insan kurban eden arkaik Yunan boylarının bir uzantısı mıydı? Modern araştırmacılar, efsaneye farklı anlamlar yüklüyorlar. Örneğin Scarpi, "Kronos'un şiddeti, insan dünyasından dışlanan şiddetten başka bir şey değildir ve uzaktan uzağa, köken çağıyla bağlantılıdır" diye açıklıyor

.

            Olympos Tanrıları

Kronos'la Rheia birleşti. Rhea, Hades, Poseidon ve Ares'i doğurdu. Kocasının çocuklarını yemesinden bıkan anne, bir oğlunu kurtarmayı başarmıştı: Zeus. Girit Adası1 nda, Amaltea burnunda saklanan Zeus, Hekatonkheirlerle Kyklopları serbest bıraktı. Yeni devlerle anlaşan Zeus, Titan soyuna karşı ayaklandı. Yenilen titanlar tekrar Tartaros'a tıkıldılar. Zeus, Kronos'u, yuttuğu kardeşlerini kusup çıkarmaya zorladı. Hellenler Thessalonia'yı M.Ö. 2000'lerde ele geçirmişlerdi. Yendikleri halklar arasında Titanlara tapanlar vardı. Zeus'un tanrısal bir devrimle iktidara gelmesi, Hellenlerin zaferini simgeliyor olabilir.

İlerleyen yıllarda baş tanrılara (Zeus, Poseidon, Hades) başka güçler verildi: Zeus, Olympos'un ve göklerin egemeniydi. Poseidon denizin hakimiydi ve Hades cehennemleri yönetiyordu.

 

Kara Sevda

Zeus, Hera'ya aşıktı, ama onu aldatıyordu: En azından 8 tanrıçayla aşk yaşamış, 15 kadar ölümlü kadının peşine düşmüştü. Zeus'un onlarca gayri meşru çocuğu oldu ve yarı tanrılar doğdu. Zeus'un cinsel azgınlık anları eski fetihlere denk geliyor mu? Ne de olsa fethedilen her toplumun kendi tanrıları vardı. Bir yer ele geçirilince erkek tanrılar eleniyor, tanrıçalar da muzaffer tanrının haremine katılıyordu. Her birleşmeyle, ataerkil toplum dizgesi anaerkil halklara galebe çalıyordu. Sonunda öyle bir an geldi ki, kadınlar, Akdeniz ve Yunan toplumlarındaki büyülü niteliklerini yitirdiler (kehanet yeteneği hariç. Bilicilik kadınlara özgü yerini korudu). Scarpi diyor ki: "Efsanelerdeki kaçırılma olayları gerçeklere dayanıyor: Kadın kaçırmayla evlenmenin anısı bile, ta Eski Çağ'da unutulmaya yüz tutmuştu." Sonuç olarak, M.Ö. 2000'de, Hint-Avrupa ve Yunan mitolojilerinin birleştiğini söyleyebiliriz. İşte, Yunan dini bu beraberlikten doğdu ve tüm zamanların en büyük destanlarından İliada ile Odysseia'ya damgasını vurdu.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : zeus, yunan mitolojiisi, hera, troya, aşk, Aphrodite, Kumarabi